İçeriğe geç

Spesifiklik ilkesi nedir ?

Spesifiklik İlkesi: Kayseri’deki O Soğuk Akşamın Hikâyesi

O Soğuk Kayseri Akşamı

Kayseri’nin o soğuk akşamını hiç unutamayacağım. Hava, adeta içimi donduracak kadar soğuktu ama içimde hissettiğim o sıcaklık, her şeye rağmen beni hayata tutunduruyordu. 25 yaşındaydım, hayatımın belki de en kafa karıştırıcı dönemlerinden birini yaşıyordum. Birçok sorum vardı, ama bir cevap aramak yerine sadece yaşadım. O günlerde, insan ilişkilerinin ne kadar karmaşık ve yönlendirici olduğunu düşündüm. Birinin bana gerçek anlamda “bunu yap” demesi, bir başka insanın “bunu yapma” demesi… Herkes bir fikirdeydi, ama kimse doğruyu söylemiyordu gibi hissediyordum.

O gün bir arkadaşım, bana hayatı anlatırken “Spesifiklik ilkesi”nden bahsetti. Söylediği her kelime, her cümle kafamda yankılandı. Bu ilke ne kadar önemliydi? “Bir şey söylemek istiyorsan, çok spesifik olmalısın. Bunu anlamadım ama çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedim. Biraz daha sabredip ona kulak verdim. Ve o an anlamaya başladım.

O An, Bir Yıldız Gibi Parladı

Hikaye basit bir şekilde başladı aslında: Bir kafe, biraz kahve, bolca gülüş ve arkadaş sohbeti… Ancak arkadaşımın bana anlattığı bir şey vardı ki, beni derinden etkiledi. Spesifiklik ilkesini anlatıyordu. O an kafamda binlerce düşünce patladı; hayal kırıklığı, karmaşa, duygusal boşluk… Bir şeyin anlamlı olabilmesi için o kadar belirgin, o kadar net bir şekilde ortaya konması gerekirdi ki. Şu an ne anlatmaya çalıştığımı yazarken bile tam anlamıyla açıklayamadığımı hissediyorum.

Arkadaşımın söylediği şuydu: “Eğer bir şeyi anlatıyorsan, sadece ne olduğunu değil, ne hissettirdiğini, hangi küçük detayların seni etkilediğini söylemelisin. Eğer çok geniş bir şekilde konuşursan, dinleyicinin ilgisini kaybedersin. Ama her şeyin doğru bir şekilde, adeta bir ressamın fırçasıyla işlenmiş gibi anlatılması gerekiyor.”

O anda bir şey fark ettim: Ben de hayatımda hep genel şeyler anlatmışım. Kocaman, geniş cümleler kurmuşum. Ama o an bir şeye, belki de en kıymetli olana karar verdim: Her şeyi spesifik, her detayı belirgin şekilde anlatmalıyım.

Gerçek Anlatımlar, Gerçek Hayatlar

Birkaç gün sonra, evime dönüp tek başıma otururken, kendime baktım ve düşündüm. O kadar çok şey var ki içinde yaşadığım hayatın; ama anlatmak için sadece ne olduğunu söylemek yeterli olmuyor. Kayseri’deki o akşamda, kafe kapısının önündeki buzlu camlardan gelen ışığın, senfonik bir huzurla içeri girmesi… Kahvemin sıcaklığı, ellerimi ısıtan ama içimdeki buzları çözemeyen bir his bırakıyordu. O kadar derin bir yalnızlık vardı ki, kelimeler sadece bunu hafifletmeye yetmiyordu. Spesifiklik ilkesini anlatan arkadaşım, işte bunu kastediyordu. Her şeyin ne olduğunu değil, tam olarak nasıl hissettirdiğini anlatmak… Bu, gerçek bir anlatım oluyordu.

Herkes bana hayatın ne kadar güzel olduğunu anlatıyor ama hiç kimse gerçek güzellikleri—o anın içindeki detayları—paylaşmıyor. Belki de bu yüzden dünyadaki her şeyin büyük bir karmaşa gibi hissettirdiğini düşündüm. Çünkü insanlar genel konuşuyorlar, belki de kendileri fark etmiyorlar, ama duydukları her şey ne kadar belirsiz. “Hayat güzel, bak ne kadar güzel şeyler var” diyorlar. Ama hangisi? Hangi o güzel şeyler? Kısa bir süre önce bir arkadaşım bana, “Hayatın güzel olduğunu anlamak için, her anı en küçük detaylarına kadar hissetmen gerek” demişti. O günden beri her anı, en ince detayıyla yaşamaya çalışıyorum.

Beni Anlamalarını İstediğimde Ne Yapmalıyım?

Hayatımı anlatmaya başladığımda, spesifik olmanın ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Mesela, o gün evde tek başımayken dışarıdan gelen sesleri duyduğumda… Ne kadar basit bir şey gibi gözükse de, her sesin bana hissettirdiği şeyleri kelimelere dökmek o kadar zor. İnsanlar bana ne hissettiğimi sormuyorlar ki, sadece genel bir “nasılsın” diyorlar. Ama kimse bilmiyor ki, o seslerin, geceyi aydınlatan soğuk ışığın ve yalnızlığın içindeki karmaşanın nasıl bu kadar derin hissettirdiğini…

Beni anlamalarını istiyorum, ama belki de anlatmam gerek. İşte bu yüzden, o kahvenin içindeki köpük, pencere camındaki buğular, dışarıdaki karın hafifçe yere düşen sesleri her şey… Bu küçük detayları doğru bir şekilde paylaşmam gerek. İnsanlar anlamalı, duyacakları şeyin bir anlamı olduğunu fark etmeliler.

Bir Değişim İçin Adım Atmak

Spesifiklik ilkesi, aslında insanın hayatındaki her detayı anlamaya çalışma çabası gibi. Bu ilke bana, yaşadığım anları, hissettiklerimi ve düşündüklerimi daha net ve belirgin bir şekilde paylaşma imkanı sundu. Kayseri’nin o soğuk akşamında, kafemde otururken anladım ki, yalnızca kendimi anlatmakla kalmayıp, dünyayı daha doğru bir şekilde görmeye başlamışım. Bir şeyin anlamını görmek ve başkalarına da gösterebilmek için çok daha fazla detaya, çok daha fazla netliğe ihtiyaç var.

Bu yüzden bundan sonra her şeyi daha spesifik anlatacağım. Her küçük detayı, her hissettirdiğini… Çünkü ancak böyle bir şekilde, gerçek anlamda anlaşılabiliriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
tulipbet sitesitulipbett.net